Sene 2013… Ankaragücü tribünlerinde bir söz verildi. Taraftarlar, ellerini Kur’an’a basarak yemin etti. O gün mesele yalnızca tribünde yan yana durmak değildi. Mesele, Ankaragücü söz konusu olduğunda herkesin kendi hesabını, kendi kırgınlığını, kendi meselesini bir kenara bırakabilmesiydi. Çünkü herkes biliyordu ki Ankaragücü taraftarı bir araya geldiğinde karşısında durmak kolay değildi.
Aradan yıllar geçti. Çok şey değişti, çok insan geldi geçti. Ama değişmeyen bir gerçek var: Ankaragücü’nün en büyük gücü, taraftarının birliğidir.
Kemal Sepetçi, tribünlerin Çingen Kemal’i, yıllar boyunca bu camianın içinden gelen isimlerden biriydi. Onun da dile getirdiği gibi, Ankaragücü taraftarı birlikte olduğu sürece kimse bu camiayı yıkamazdı. Peki ne oldu da bir zamanlar aynı arma için omuz omuza duran insanlar, bugün birbirinden bu kadar uzaklaştı?
Belki herkesin kendince haklı sebepleri vardı. Belki kırgınlıklar birikti, belki verilen sözler tutulmadı, belki de zamanla insanlar birbirine güvenini kaybetti. Fakat bütün bunların arasında unuttuğumuz bir şey var: Ankaragücü, hiçbirimizin şahsi meselesinden daha küçük değil.
Yıllar önce Fatih Kişi’nin de dile getirdiği bir düşünce vardı: Birbirimizden uzak değiliz ama aramıza fitne ve fesat sokuluyor. Bugün dönüp tribünlere baktığımızda bu sözün üzerinde düşünmek gerekiyor. Gerçekten birbirimize bu kadar uzak mıyız, yoksa bizi uzaklaştıran kırgınlıkların içinde yolumuzu mu kaybettik?
Bugün tribünler yine parça parça. Herkesin kendi doğrusu, kendi çevresi, kendi hesabı var. Birinin selam vermediğine diğeri mesafe koyuyor. Birinin yanında görünen, ötekinin karşısında sayılıyor. Dün aynı deplasman yolunda omuz omuza yürüyen insanlar, bugün birbirine şüpheyle bakıyor.
Oysa düşmanlıklarımızın, kırgınlıklarımızın ve hesaplaşmalarımızın hepsinden daha büyük bir ortak paydamız var: Ankaragücü.
Bu camianın tarihine baktığımızda nice zor günlerden geçtiğini görürüz. İmkânsızlıklar yaşandı, küme düşüldü, yeniden ayağa kalkıldı. Borçlar büyüdü, umutlar tükendi denildi, ama bu arma hiçbir zaman sahipsiz kalmadı. Çünkü Ankara’da birileri her zaman o armaya sahip çıktı. Yağmurda, ayazda, deplasman yollarında, takımın en zor günlerinde yine taraftar vardı.
Peki bugün birbirimize sırtımızı dönerek neyi kazanıyoruz?
Birbirimizi eleştirerek, birbirimizi dışlayarak, geçmişin hesabını sürekli önümüze koyarak Ankaragücü’nü nereye taşıyabiliriz? Birimizin başarısızlığından sevinç duyan, diğerinin varlığından rahatsız olan bir tribün anlayışıyla nasıl yeniden ayağa kalkabiliriz?
Kimse herkesi sevmek zorunda değil. Herkesin herkese güvenmesi de mümkün olmayabilir. Geçmişte yaşananlar unutulmak zorunda değil. Ancak mesele Ankaragücü olduğunda, kişisel meselelerimizin önüne bir sınır koyabilmeliyiz. Aynı tribünde bulunamıyorsak bile aynı arma için mücadele edebilmeliyiz. Aynı fikirde değilsek bile Ankaragücü’nün iyiliğinde buluşabilmeliyiz.
Birlik demek, herkesi aynı düşünceye zorlamak değildir. Birlik demek, farklılıklarımıza rağmen aynı sevdanın etrafında durabilmektir.
Bugün Ankaragücü’nün yalnızca sahada mücadele eden futbolculara değil, tribünlerde birbirine güvenen, birbirini anlayan ve ortak hedefler için yan yana gelebilen bir taraftar topluluğuna da ihtiyacı var. Çünkü tribünlerin gücü yalnızca kaç kişinin bağırdığıyla ölçülmez. O insanların ne kadar kenetlendiğiyle ölçülür.
Bir düşünün… Yıllar önce aynı arma için edilen yeminler, birlikte söylenen marşlar, omuz omuza çıkılan deplasmanlar, kazanılan maçların ardından yaşanan sevinçler… Bunların hepsi bir zamanlar bizi bir arada tutan şeylerdi. Bugün o günleri yalnızca güzel birer hatıra olarak mı anlatacağız, yoksa yeniden aynı duyguyu yaşamak için bir adım mı atacağız?
Ankaragücü kimsenin şahsi mülkü değil. Hiçbir grubun, hiçbir kişinin, hiçbir dönemin tekelinde de değil. Bu arma, geçmişten bugüne onu yaşatan herkesin ortak emanetidir. Bugün tribünde olanın da, şartlar nedeniyle uzak kalan ama kalbi hâlâ Ankaragücü için atan insanın da bu hikâyede yeri var.
Artık birbirimize kimin yanında olduğumuzu sormaktan vazgeçip Ankaragücü’nün yanında olup olmadığımıza bakmamız gerekiyor. Birbirimizi hangi isimle, hangi grupla, hangi geçmişle anıldığımıza göre değil, bu armaya duyduğumuz sevdayla değerlendirmeliyiz.
Çünkü bizi bölenler çoğaldıkça Ankaragücü küçülür. Biz birbirimizden uzaklaştıkça aramızdaki boşluklar büyür. Ama bir gün yeniden aynı hedefe yürümeyi başarabilirsek, kimsenin bizi kolay kolay durduramayacağını hepimiz biliyoruz.
Sene 2013’te verilen sözleri hatırlamanın tam zamanı. O yeminleri yalnızca geçmişte kalmış bir anı olarak görmeyelim. O günkü ruhu yeniden bulalım. Kırgınlıkları konuşalım, yanlışlarımızla yüzleşelim, gerekiyorsa birbirimizden özür dileyelim. İlk adımı kimin atacağına takılmadan bu camiayı yeniden bir araya getirelim.
Kimse tek başına Ankaragücü değildir. Ama hepimiz bir araya geldiğimizde Ankaragücü’nün ne kadar büyük bir güç olduğunu gösterebiliriz.
Biz birsek Ankaragücü de bir olur. Biz kenetlenirsek Ankaragücü ayağa kalkar. Biz aynı arma için omuz omuza verirsek bu camianın önünde yeniden aşamayacağı yollar açılır.
Artık parçalanmanın değil, birleşmenin zamanı.
Çünkü bizim meselemiz birbirimizi yenmek değil, Ankaragücü’nü yeniden hak ettiği yerlere taşımak.
Bu arma bize emanet. Emanete sahip çıkmanın ilk şartı da birbirimize sahip çıkmaktır.