Ankaragücü yine zor bir dönemden geçiyor. İlhami Alparslan’ın son açıklamalarını dinlerken insanın aklına ister istemez bu camianın geçmişte yaşadığı sıkıntılı günler geliyor. Çünkü Ankaragücü, bugün karşı karşıya kaldığı sorunların benzerlerini daha önce de yaşadı. Değişen isimler ve şartlar oldu ama bu camianın zor günlerde birbirine tutunma refleksi hiç değişmedi.
2012 yılını hatırlayanlar bilir. Ankaragücü’nün yaşadığı sıkıntılar artık futbolun çok ötesine geçmişti. Kulübün geleceği tartışılıyor, futbolcular ve çalışanlar ciddi problemler yaşıyordu. Taraftarın elinden belki çok fazla şey gelmiyordu ama kimse kenara çekilip olan biteni seyretmedi. Tesislere gidildi; su götürüldü, yemek götürüldü. Kiminin elinde bir kasa su, kiminin elinde birkaç kap yemek vardı. Değeri önemli değildi. Verilmek istenen mesaj önemliydi: “Yalnız değilsiniz.”
O günlerden hafızalarda kalan bir başka görüntü de ıslak formalardı. Sahada mücadele eden futbolcular, terden sırılsıklam olmuş formalar ve bütün bu tabloya rağmen takımını yalnız bırakmayan bir taraftar topluluğu… Bugün o formalara baktığımızda yalnızca bir futbol maçını değil, Ankaragücü’nün ayakta kalma mücadelesini hatırlıyoruz. Çünkü o gün taraftar için mesele futbol değildi; mesele kulübün hayatta kalmasıydı.
Aradan yıllar geçti. Bugün yine ciddi bir sınavın içerisindeyiz. TFF kararıyla gelen eksi 3 puan elbette can sıkıyor. Sahada kazanılan puanların masa başında silinmesi taraftar açısından kolay kabul edilecek bir şey değil. Ancak asıl mesele üç puandan çok daha büyük. Yıllardır biriken ekonomik yükün bugün yeniden Ankaragücü’nün karşısına çıkması ve bu yükün nasıl aşılacağı konuşulmalı.
İşte bu noktada İlhami Alparslan’ın yalnız bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum.
Bu, başkanın yaptığı her şeyi doğru bulmak veya yönetimin eleştirilmesini istememek anlamına gelmiyor. Ankaragücü’nün yönetimi elbette hesap verecek, yanlışlar konuşulacak, eksikler eleştirilecek. Fakat bugün başkanın karşısındaki ekonomik yükü yalnızca yönetimin problemi olarak görmek de doğru değil. Bu, doğrudan Ankaragücü’nün geleceğiyle ilgili bir mesele.
Dolayısıyla artık Ankara’nın bütün dinamiklerinin bu kulübün etrafında toplanması gerekiyor.
Yıllardır Ankaragücü’nün Ankara’nın ortak değeri olduğunu söylüyoruz. O halde bunun gereğini de bugün göstermeliyiz. İş insanlarından bürokratlara, milletvekillerinden belediyelere, eski yöneticilerden geçmişte bu kulübün başkanlığını yapmış isimlere kadar herkesin kendisine aynı soruyu sorması gerekiyor: “Ben bugün Ankaragücü için ne yapabilirim?”
Özellikle geçmişte kulübün yönetiminde bulunanların sorumluluğu burada ayrı bir önem taşıyor. Başkanlık dönemi biter, yönetim değişir ama Ankaragücü’yle kurulan bağ sona ermez. Bugün kulübün önünde geçmişten kalan borçlar varsa, bu yüklerin oluştuğu dönemlerde karar verenlerin de çözümün parçası olması gerekir. Bunun anlamı geçmişi yeniden kavga konusu yapmak değil; geçmişin yükünü geleceğe bırakmamaktır.
Bir eski başkanın çıkıp “Bu kulübün bugün bir sıkıntısı varsa ben de elimden geleni yapacağım” demesi bile önemli bir başlangıçtır. Bir borcun kapanmasına katkı sunmak, sponsor bulmak, iş dünyasını harekete geçirmek… Herkes kendi imkanınca bir şey yapabilir.
Çünkü taraftar yıllar önce bunu yaptı.
2012’de tesislere su ve yemek götüren insanların bugün hâlâ hatırlanmasının sebebi, getirdikleri şeylerin maddi değeri değil. O gün kimsenin Ankaragücü’nü yalnız bırakmamasıydı. Islak formaların hafızamızda kalmasının sebebi de yalnızca futbolcuların teri değildi; o görüntüler bir camianın direnme hikâyesinin parçasıydı.
Bugün yine taraftarın üzerine düşeni yapacağından kimsenin şüphesi olmasın. Forma alınacak, tribün doldurulacak, takımın arkasında durulacak. Fakat artık bu yükün tamamını taraftarın omuzlarına bırakmak da mümkün değil.
Bu kez Ankara’nın tamamının elini taşın altına koyması gerekiyor.
İlhami Alparslan’ın önünde kolay bir yol yok. Ama bu yolu tek başına yürümemeli. Yönetimin yanında geçmişten gelen tecrübe, Ankara’nın ekonomik gücü ve tribünün desteği olmalı. Çünkü Ankaragücü’nün bugün ihtiyacı olan şey yeni bir tartışma değil, ortak bir irade.
Bu camia geçmişte çok zor günlerden geçti ve her defasında bir şekilde ayağa kalktı. Bunu sağlayan tek bir kişi değildi. İnsanların aynı anda “Ankaragücü” diyebilmesiydi.
Şimdi yine aynı noktadayız.
2012’de tesislere su taşıyan taraftarın bugün anlatacak bir hikâyesi var. Islak formalar hâlâ hafızamızda. Şimdi sıra bizde. Bugünün hikâyesini de hep birlikte yazmak zorundayız.
Belki yıllar sonra bugünü hatırladığımızda, “Ankaragücü’nün yeniden ayağa kalktığı dönem buydu” diyebilmek için…
Başkan yalnız kalmasın.
Taraftar yalnız bırakmasın.
Geçmişte bu kulübü yönetenler sorumluluk alsın.
Ve Ankara, yıllardır söylediği “Ankaragücü bizim ortak değerimiz” sözünün gerçekten arkasında dursun.
Çünkü bu kulüp yalnızca bir puan tablosundan ibaret değil.
Bu, bir şehrin hafızası.
Ve bazı sevdalar, en çok zor günlerde ne kadar gerçek olduğunu gösterir.